Archive for the ‘ŞİFA NİYETİNE’ Category

>"Yüksek dozda fruktozlu mısır şurubu" denilen illet (mutlaka okuyun)

05 Şubat 2011

>

Son yıllarda ki, gıda katkı maddeleri sağlıkta ve sağılığımızda yeterince boy gösteriyor. Yıllardır okurum, bakarım, ama ne yazık ki bilinçli tüketici, bilinçli anne, ve bilinçli vatandaşın (ki bunların sayısı parmakla gösterilecek kadar az ve gittikçe azalmakta) bu kişilerin dışında bu işe ses çıkarmamak, hasır altı etmek, onay vermek, denetlememek bazı siyasilerin, ve bu işten rant sağlayan firmaların birbirleiryle paslaşması sonucu özellikle Mısır şurubu” denilen yüksek dozda ki fruktoz maddesinin zararlarını ayyuka çıkarmıştır. Bugün sokağa çıksanız nedir bu “mısır şurubu” diye sorsanız kaç kişi cevap verir, yada nasıl tanımlar. Çocuklarımızın ve bizlerin geleceği sağlığı ile oynamaya kimin ne hakkı var bu kadar?
Bir çok Avrupa ülkesinde yasaklanan veya sınırılı bir kota verilen bu maddeye, ülkemizde bırakın yasaklanmasını, denetlenmesini bilakis kota yükseltilmesi var, dün gece siyaset meydanında dinledim, daha önce de bir haberde okumuştum,Ülkemizde 2001’de çıkartılan şeker yasası ile mısır şurubu üretim kotası yüzde 10 olarak belirlendi, fakat sonra yüzde 15’e yükseltildi. Halbuki bu kota ABD’de yüzde 2, Almanya’da binde 8.9, Fransa da ise binde 4.9! Bu nasıl bir sorumsuzluk ve aymazlıktır, hangi gerekçe veya nedenler sağlımızla oynama hakkını verir. Önce çiftçiye dur “şeker pancarı ekme” diyeceksin, sonra “mısırı ekme” diyeceksin, sonra şeker için dışardan “mısır” ithal ediceksin, hani bildiğimiz “sakaroz” yani çay şekeri denilen, şeker pancarından yapılan “neyaz şeker” olsa amenna, ama yediğimizin içitiğimizn içinde ki şeker ne yazık ki, yapay “yüksek fruktozlu mısır şurubu” hadi bunuda geçtim, bellir bir kotası olur tamam, hem onu tavan yapıcaksın, hemde bu mısırları “genetiği değiştirilmiş mısırlar” dan alıcaksın…oh ne ala…
Özellikle çocuklarımıza cazip gelen hazır yiyecekler, ve bu cazbeye kapılan anneler biraz daha dikkatli olmalı, sürekli al benisi olan, rengarenk şeker, kurabiye, pasta, cicili bicili hamurlar, çerezler, colalar, gazozlar, kekler derken her an her iki kişiden biri kanser hastalığı potansiyeli bireyler yetişiyor.  Hani mümkünü olsa “Ali babanın çiftliği” misali her şeyimi kendim yetiştirip ekip biçicem, biraz para olsa, gözüm ne yatta ne katta, sadece sağlık ve huzurlu bir hayatta….
Bu “mısır şurubunu” bir çok yerde okudum araştırdım, çoğu teknik terim ve tıbbi, zirai dilden anlatılmış, sizlere onların da linklerini vericem ama ben daha yalın bir halde, herkesin anlayabileceği şekilde özetlemek istiyorum, bu yüzden bir kaç yerden derleme yaptım.
Mısır şurubunun ağası olan, “fruktoz” meyvelerde bulunan doğal bir şekerdir, ama burda bahsedilen ise, nişasta bazlı ürünlerden yapay olarak elde edilen furktozdur, yani, zaten doğanın bize bahşettiği fruktoza ve glikoza kimsenin lafı yok, ama bunları yapaylaştırarak üretilmesine, üretim aşamasında ki metodlara lafımız çok. Bildiğimiz sükroz yani “beyaz çay şekeri” yani şeker pancarından elde edilen şeker, işte bu fruktoz ve glikozun çeşitlli enzimlerden sonra parçalanmasından meydana geliyor. Buraya kadar tamam, ama sonrasına bakalım;
mısır nişastasının önce glikoza, sonra da bu glikozun yüksek oranlı fruktoza dönüştürülmesiyle oluşturulan kimyasal şeker. bu işlem sırasında 3 farklı enzim kullanılarak nişastanın parçalanması gereklidir. Birinici aşamada nişastadan küçük şeker zincirleri  elde ediliyor. ikinci aşamada, şeker zincirlerini daha küçük parçalara bölerek glikoz elde edilmesini sağlıyor. Bu enzim aspergillus adlı mantar tarafından üretiliyor. Üçüncü aşamada kullanılan enzim ile fruktoz ve glikoz % 50-50 yarı yarıya içeren bir karışıma dönüştürüyor. Bunlardan sonra karışım iki aşamadan daha geçirilerek içinde %42, %55 veya %90 oranında fruktoz barındıran “yüksek fruktozlu mısır şurubu” (hfcs) üretiliyor.”
İşte bu “malum şurup” diğer şekerden daha ucuza mal olduğu için, taşınması, yapımı daha kolay olduğu için üreticierin baş tacı, Fatih Altaylı nın yazısında da okursanız, Türkiyede 4 büyük bu işi yapan firma var, bunlardan biri Cargyll firması ki şimdi ortağı Ülker. 
Şimdi işin daha vahim kısmı geliyor, bunu Yiğit Bulut köşesine de taşımış, şu anda iddia deniliyor ve araştırılıyor ama benim canım memleketim de paraya açılan her kapı mübahtır, yani bu “mısır nişastasının” çeşitli enzimlerden sonra şurup olabilmesi için bir takım reaksiyonlardan geçmesi gerekiyor, bunun içinde “domuz kemiği” kullanılıyor. Bunun için size bir başka uzmandan bir paragraf paylaşmak stiyorum;
“Bu tatlandırıcı maddelerin yapımında kullanılan mısır ve benzeri nışastaların en önemli problemi genetik yapısı değiştirilmiş ürünlerden üretilmiş olma ihtimalinin büyük olması ve üretim esnasında saflaştırma safhasında kullanılan aktif karbonun kökenidir. Aktif karbonun hayvan kökenli olması, haram hayvanların kemiklerinden yapılmasını gündeme getirir.”
İşte böyle sevgili anneler, anne adayları ve hanımlar, çocukların istedklerini yapmak adına, onları mutlu etmek adına neleri yedirdiğimizi düşünmek lazım, özellikle buradan pasta ve kurabiyecilere soruyorum, bir çok malzeme ve tariflerine baktığımda “mısır şurubu” geçiyor, acaba bunun için başka bir yol yokmu, bir muadili yokmu, varsa bilgilendirirseniz seviniriz. 
Bu arada biz yetişkinlere ne demeli, bu şurubun nasıl şişmanlattığını, çocuklarımız dan nasıl obezite potansiyeli yarattğına bir bakalım;

Yüksek fruktozlu mısır şurubu (HFSC) birçok içeceğin şeker içeriğini karşılarken, ketçap, salata sosları ve bazı tür ekmekleri tadlandırmaya kadar birçok yiyecekte kullanılır. Bununla beraber vücutta sindirim sistemindeki açlığı kontrol eden hormonlara çelme takıp bozulmalarına neden olur.

Sonuç: Dolu ve tok bir mideye sahip olduğunuzu beyine iletmesi gereken hormonlar düzgün işlemez böylece daha fazla açlık duyarsınız. Bugünden itibaren yiyeceklerdeki besin değerleri etiketlerini daha dikkatlice okuyun ve tükettiğiniz mısır şurubu miktarını azaltarak daha sağlıklı olun.

Sindirim sisteminizdeki iki temel hormon sayesinde açlığınızı ve iştahınızı kontrol edersiniz.

Grelin hormonu midede saklanır ve iştahınızı arttırır. Mideniz boşaldığınızda grelini dışarıya salgılar ve yiyecek ihtyacı duyduğunuzu beyine iletir.

Leptin ise beyninize midenizin dolu olduğunu söyleyen hormondur. Yüksek fruktozlu mısır şurubu leptin hormonunu saklar ve beyninize tok olduğunuz mesajının iletilmemesine sebebiyet verir.

Aynı şurup konu greline gelince kesinlikle çalışmasını engellemez ve midenizde yeteri kadar yiyecek bulunsa bile beyninize devamlı aç olduğunuz mesajının iletilmesini sağlar.
Yüksek fruktozlu mısır şurubu tüketiminin yaygınlaşması, belki de yaygınlaşma olan obezite sorunun fizyolojik nedeni olabilir.

Birçok üretici, ürünlerindeki yağ miktarını azaltıp bunu özellikle belirtirken, arttırmakta oldukları mısır şurubu oranından bahsetmemektedir.

Sizlere şimdilik aktaracaklarım bu kadar, Lütfen bu yazıyı iyice okuyun, okutturun. Çocuklarımızın ve bizden sonraki nesilleri “emanet oylarla getirdiğimiz siyasi iktidarların” ihtiraslarına kurban edilmesine göz yummayalım.

http://www.gidaraporu.com/glikoz-fruktoz-glikosurup_g.htm

http://www.haberturk.com/yazarlar/597300-glikozfruktoz-dosyasi-korkunc-detaylar-iceriyor

http://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli/597639-saglik-bakanligi-fruktoz-icin-kurul-topluyor
Özellike bu yazıyı okuyun, ve Fatih Altaylıya bir arı üreticisinden gelen maili okuyun.
http://cerkezkizi.blogspot.com/2008/06/misir-urubu-nasil-imanlatir.html
 http://www.food-info.net/tr/products/sugar/types.htm
Reklamlar

>Öksürüyorum ve bu çayı içiyorum

20 Ocak 2011

>

Limon. İki çay kaşığı organik limon kabuğu, bir çay kaşığı adaçayı ve yarım çay kaşığı kekiği kaynamış suda 15 dak. bekletin. Dikkat edin, kaynatmayın, kaynamış suda bekletin. Bir çorba kaşığı bal ilave ettikten sonra için. Benim gibi ciğerleriniz sanki karda kalmış gibi öksürüyorsanız bu çayı yapın ve için. Bana iyi gelecek gibi his var içimde. Acaba psikolojik olarak mı iyileşmek lazım ne? Ama her yerim odunla dövülmüş gibi olunca ruhen be bedenen her türlü iyileşmeye kapım açıktır.

>"Zencefil" denilen mucize…

28 Aralık 2010

>

Bu aralar taktım bu zencefile. Evde kurabiyesi, çayı, balla karışımı ne rarsan var. Benim kız maul diplomalı aktar, faydasını say say bitiremedi. Şimdi onun dediklerini kaleme alacak zaman olmadığından, yine bilir kişi bir hocadan bulup paylaşayım dedim. Oktay Ustanın “zencefilli kurabiye” tarifi harika, bence sizde deneyin derim, yapmayanlar için tabi. 
Zencefil o kadar önemli bir bitki ki, evinizden eksik etmemenizi tavsiye ediyoruz. Yazımızı okuyunca sizde bize hak vereceksiniz!
Zencefil kökünün bileşiminde önemli etken maddeler var. Taze zencefil etken madde bakımından daha zengin; yüzde 80 su, yüzde 2 protein, yüzde 1 yağ, yüzde 12 nişasta, kalsiyum, fosfor, demir, B ve C vitamini içeriyor. Kuru zencefilde su oranı yüzde 10.
Zencefilin; iştah açıcı, antiseptik, midevi, gaz söktürücü, sindirimi düzenleyici, solunum, toksin atıcı, yollarını açıcı etkileri bulunuyor. Zencefil kan damarlarını açar, terleme ve sıcaklık yapar, kalbi canlandırır.
Londra’da St. Bartholomew hastanesinde yapılan bir klinik çalışmada, zencefilin hastaların anesteziden uyanınca gösterdikleri bulantı ve kusma belirtilerini antiemetik ilaçlardan daha çok önlediği ortaya çıktı.
Rahat uyumayı sağlıyor
Uykusuzluk, kas ağrısı, sabit kusma gibi belirtilerle hasta olan bir kişi, zencefil ve baldan yapılmış çay içerlerse terleme olur, ağrılar azalır, ateş düşer ve derin bir uyku gelir.
Enfeksiyon sonucu oluşan ateşleri düşürmede de ucuz, hazırlanması kolay, güvenli bir ilaç olan zencefil; insanlığa tarihten gelen bir mirastır.
Günümüzde batı ve doğu ülkelerinde zencefil hakkında bilimsel araştırmalar yapılmaktadır. Japonya’da Tukushime-Bunri Üniversitesine bağlı Eczacılık Fakültesi, zencefilin kalp kası kaslarını kuvvetlendirdiğini bildirdi.
Yine Kyoto Üniversitesi araştırıcıları zencefilin kalp kaslarını kuvvetlendirdiğini ve dolaşımı düzenlediğini bildirdi.
Hindistan’da Baroda Üniversitesi araştırmacıları, yaptıkları deneylerle zencefilin karaciğer ve kandaki kolesterolü azalttığı sonucuna vardılar.
Japon bilim adamları zencefilin bileşiminde bulunan shopal’ün pıhtılaşmayı önlediğini buldular.
Taşıt tutmalarına birebir
Zencefil, bulantı ve kusmaya karşı çok etkili doğal bir ilaçtır. Uçak, vapur, otomobil gibi taşıtlarda sallanmaktan ileri gelen bulantı ve kusmalara karşı zencefil rahatlatıcı çözüm oluyor.
REÇETE : Yolculuğa çıkmadan 30 dakika önce ağza alınan 1 gr. zencefil araç tutmasını engeller. Taşıt tutmasında, ameliyat sonrası ayılmalarda 0,5gr. – 2gr. arası zencefil+100 ml. sıcak su ile ile hazırlanan infüzyon faydalıdır.
Gebelikte bulantıya iyi geliyor
Zencefil ayrıca gebelikte sabah hastalığı diye bilinen ve sabahları görülen bulantı ve kusma gibi rahatsızlıklarda da kullanılır. 30 hamilede yapılan denemelerde hastalara her gün 1 gr. toz zencefil verildiğinde, semptomların azaldığı ve tamamen geçebildiği ortaya çıkmıştır.
Mide Bulantılarına REÇETE : 0,5gr. – 1gr. toz zencefil + 150 ml. kaynar su ile infüzyon hazırlanır, gerekli durumlarda günde 2 veya 3 kez tekrarlanır.
Soğuk algınlığına karşı; limonlu veya karanfilli zencefil çayı etkili oluyor.
Zencefil nasıl alınır?
Zencefili alırken taze kurutulmuş olmasına dikkat edin. Bildiğiniz güvendiğiniz aktardan tane zencefil olarak almanızı tavsiye ediyoruz. Evde pirinç veya bakır havanda çok kolay ezerek toz haline getirebilirsiniz. Ayrıca marketlerde satılan taze zencefili de alıp, onuda kullanabilirsiniz. Ancak kuru olanının kokusu ve etkisi daha yoğun!
Zencefil mutfakta nelerde kullanılır?
Çorbalara, pilava, sütlü tatlılara, pasta ve keklere, beyaz peynire, vb. katılır.
Dikkat:Kan sulandırıcı ilaç alınıyorsa, ülser, safra taşı varsa kullanılmaz. 6 yaş altı çocuklarda kullanılmaz.
Kaynak: Zencefil Doğanın Harika İlacı/ Prof. Dr. Ayşegül D.ERDEMİR

>Evde "zeytinyağından doğal sabun yapımı"

30 Kasım 2010

>

Zaman zaman ev yapımı araç gereçlerle sizlere bir şeyler sunmaya çalışıyorum. Bayram öncesi bu site ve bu konuyu hemen bir kenara ayırdım, sizlerle bunu mutlaka paylaşmalıyım dedim. Kimyasalın neredeyse girmediği sektör yok, artık çarşı pazar dolaşırken nerde “organik ve doğal” ürünler biz ordayız. Hani mümkünü olsa “Ali Babanın çiftliği” ni kurup herşeyi kendimiz yapmak istiyoruz. İşte bu kendi yapabileceklerimizden bir örnek. Sabun hepimizin vazgeçilmezi, sağda solda hep bu konuda görüyoruz okuyoruz ama genelde süs sabunları tarzında. Bu site deki sabun tamamen “sabun işlevselliğini” içeren bir ev yapımı tarifi, malzemeler sadece zaman alıcı türünden ama bir kere alışıldımı sanırım hep yapılması gereken bir ihtiyaç diye düşünüyorum. Özellikle etrafımız bu kadar kimyasal olmuşken.
YEREL ve DOĞAL SABUN YAPIMI
Kül suyu ve Zeytinyağı ile…
Gereken araç ve malzemeler;
Yağ (Yenmeyecek kadar acı herhangi bir yerel yağ)
Kül (Herhangi bir odun olur ancak Meşe daha iyi olur)
Su (Yağmur suyu daha iyi olur)
Tuz (Deniz yada Kaya tuzu)
Ekşimiş süt sıvısı (Ph oranını 9 un altına indirmek için)
Koku (Hoşunuza giden bir yağ yada Tarçın gibi bir toz koku)
Kazan (ölçünüze göre hacmi siz belirleyin;tencere,bakraç,vs)
Ateş (biz odun ateşinde yaptık,siz tüpte de deneyebilirsiniz)
Enli tahta (karıştırmak ve sabunun oluş sürecini kenarındaki akışkanlığı izlemek için)
Bome (yağı sabunlaştıracak kül suyunun olup olmadığını ölçmek için)
Ph ölçer (sabunumuzun cildimizi tahriş etmeyecek ölçüye ayarlamak için)
Isı ölçer
Veee bol sabır ::-)
Önce Denemeler;
Soğuk sabun yapımı denemeleri
1) 2 birim zeytinyağının üzerine 1 birim 21 bome kül suyu çok yavaş dökülüp mikserle hızla karıştırılınca sabunlaşma tepkimesi verdi ama ph 13 değerinde çıktı. Bu pH değeri beklenenin üstündeydi.
Doğal,köy vs adıyla yapılan sabunların ph’ını ölçtüğümüzde 9-10 çıktığını gördük.
2) Baz (Kül suyu) zeytinyağının üzerine hızla dökülünce sabunlaşma tepkimesi veriyor ama zeytinyağının tamamı tepkimeye giremiyor. Büyük kaptan alınan bir örneğe ısıtılmış zeytin yağı dökünce homojen bir karışım elde edlidi ama ph da bir değişme olmadı. Başka bir örneğin üzerine incir sirkesi eklendi (ph:3) sabunlaşmaya bir etkisi olmadı. (ancak 5 C ve üstü zincir uzunluğuna sahip yağ asitleri sabunlaşma gerçekleştirebilirmiş ) Ph’da da bir değişim olmadı. Yine başka küçük bir örneğe asit baz tepkimesini hızlandırması için etil alkol eklendi (%96) ama herhangi bir etki gözlenmedi.
Son olarak bütün örnekler karıştırılıp kaynatılınca bir sabunlaşma reaksiyonu oldu ama ph:11 olarak kaldı ve elde yağlı bir his bıraktı.
Sıcak sabun yapımı:
1) Yağ ısıtıldı 45 C dereceye soğutuldu. Kül suyu ısıtıldı oda sıcaklığına soğutuldu. Bu iki örnek belirtilen sıcaklıklarda kül suyunun yavaş yavaş verilmesi suretiyle birbirine karıştırıldı. Bu işlem sırasında küçük değişimler haricinde herhangi bir tepkime gözlenmedi. İşlem sırasında sürekli ph kontrolü yapıldı. Ph ölçümlerinden yararlanılarak asitlik düştüğünde baz(kül suyu) yükseldiğinde asit(kaynatılıp soğutulmuş yağ) eklenerek tepkime gerçekleşen pH aralığı tespit edilmeye çalışıldı. Gerçekten de pH’ı 10’un üzerine çıkan numuneye yağ eklenmesiyle bir anda tepkime oluştuğu gözlendi. Bu tepkimeyi hızlı bir pudingleşme izledi. Deneyin devam ettirilmesiyle sabunlaşma tepkimesinin 8-10 pH aralığında gerçekleştiği gözlendi. Önceden yapılmış sabunların da pH’ının bu aralık içinde olduğu öğrenildi.
2) Yağ ısıtıldı 45 C ‘de kül suyu damla damla eklenmeye başladı. Sabunlaşma tepkimesi gözleninceye kadar bu işleme devam edildi. Bir önceki maddede kazanılan pH aralığı (8-10) dikkate alınarak pH bu aralıkta tutuldu. Tepkime başlayınca pH kontrolünün de ışığıyla kül suyu ilavesi kesildi. 1,5 kül birim suyu 10 birim yağ kullanıldı. Daha düşük oranda kül suyu kullanılabilirliğinin imkanları araştırıldı. Sabun oluştu ve kalıba döküldü. Son pH 10 olarak gözlemlendi. Sabun el yıkanarak denendi. Sabunun yağı çözdüğü fakat küçük de olsa elde bir yağlılık hissi bıraktığı gözlendi. Bu hissin kullanılan düşük kül suyu oranından kaynaklanabileceği öngörüldü. Aynı örnek üzerinden bir miktar alınarak tuzun etkisi ölçüldü. Tuz koyulan örnek daha jelimsi bir yapı kazanırken diğer örneğin daha kuru olduğu saptandı. Bu sonuç şaşırttı. Çünkü araştırmalara göre tuzun çökelmeye yardımcı olarak daha sıkı bir yapı kazanımına destek olacağı varsayılıyordu. Yine de belki bu sonuç analiz hatalarından kaynaklanıyor olabilir.
3) Daha önceden standartlaştırdığımız 1 birim kül suyu 2 birim yağ oranı uygulandı. Bu kez farklı olarak kül suyu damla damla değil doğrudan ilave edildi. Öncekilerin aksine yalnızca bir kez karıştırılarak tepkime kendi haline bırakıldı. Sonuç oldukça umutlandırıcıydı. Deney oldukça kontrol altında gerçekleşti. Daha önce hiç olmadığı kadar güzel bir kıvamda sabun elde edildi. 5. dakikada tepkime köpürme şeklinde tüm kaba yayıldı. 15. dk da köylünün deyişiyle balgama dönüştü, 30. dakika da hacim küçüldü muhallebi görünümü kazandı ve kalıplandı. Kıvamın güzel olması yağ kül suyu oranının 2/1 olması yönünde destek veren bir sonuçtu. Bu deneydeki tek sorun elde edilen sabunun elde çok az bir yağlılık hissi bırakmasıydı. Bu durum asit baz oranının ya da kül suyunun yavaş yavaş eklenmesinin tepkimede önemli olabileceğini düşündürdü.
4) Kül suyu yağ oranını sabitlemek adına 1/5, 2/5 ve 3/5 oranlarında kül suyu ve yağ ateş üstünde tepkimeye sokuldu. 1/5 örneğinin pH ı 11 2/5 örneğinin pH ı 10 3/5 örneğinin pH ı ise 9 olarak tespit edildi. Baz oranı ile pH arasındaki ters orantı şaşırttı. Baz oranının arttırılmasıyla pH ın artması beklenirken pH ın düştüğü gözlemlendi. Elde edilen sabunların elde bıraktığı his açısından en verimlisi 3/5 örneği oldu.
Tüm bu bilgiler ışığında;
Daha küçük kül suyu oranlarında sabunun üretilebileceği bilgisine rağmen en uygun oranın şimdilik 1 birim kül suyu iki birim yağ olduğu,
Yağı ateşe koyduktan hemen sonra 40-45 C de iken kül suyunu bir kerede tamamının yağa karıştırılacağı,
Tepkimenin ancak belli bir sıcaklıkta verimli bir şekilde gerçekleştiği; bu sıcaklığın da 95 C ve üstü olduğu
İşlemin örneğin büyüklüğüne göre yarım saat ila bir saat arasında sürdüğü
pH aralığının 8-10 olduğu
İşlem sırasında kül suyunun bomesinin önemli olduğu (21)
Bilgilerine ulaşıldı.
Ve
Bomesi ayarlanmış (21) kül suyunun üretim zorluğu, uygulanan ısıtma işleminde kullanılan yoğun emek,kaynak ve geleneksel olarak kül suyundan sabun üretiminin daha farklı metotlarla da yapıldığını bilmemiz bizi daha farklı metotları araştırmaya sevk ederek yapılan tüm çalışmaların yeniden gözden geçirilmesi gerçeğini doğuruyor…
Özet;
Kül suyu yapımı;
Her hangi bir odun külü olabileceği gibi meşe içeriğindeki potasyum zenginliği daha yüksek bome oranlarına ulaşmamızı sağlıyor. Eğer kül üretemiyorsanız size en yakın odunda ekmek,pide,lahmacun pişiren fırından bol bol ve tertemiz kül alabilirsiniz.
Biriktirdiğiniz yağmur suyu veya kireç oranı düşük bir suyla 1/1 oranında karıştırın. 2 saat sonra kül çöker ve üstte kalan suyu ölçtüğünüzde 2 bome gelir. Bu karışımı kaynatmaya başladıkça bomesi yükselir.
Siz denemelerinize 10-15 bomelerde başlayabilirsiniz.
Sabun yapımı;
Kazanımıza (Tenceremize) 2 ölçek oldukça acı yenmeyen zeytinyağını koyup ateşi yakıyoruz.40 C de yüksek bomeli (21) kül suyumuzu bir defada boşaltıyoruz. Hemen köpüklenme ve kazanın yukarısına doğru yükselme başlar. 5-10 dakika sonra ballanma,balgamlanma yada pudingleşme başlar.Bir süre sonra (kazandaki karışımın çokluğuna göre 10 ila 60 dakika arasında değişir) karışımda köpüklenme kalmaz. Bu aşamada arap sabunundan daha kıvamlı olsun diye tuz ilave edebiliriz. Sabunda istediğimiz koku malzemesini şimdi az miktarda koyabiliriz. Enli tahtamızla karışımı alıp tahtanın yanından süzdürdüğümüzde ayrı ayrı sıvılar yerine sadece tek bir sıvı-bal gibi yavaş yavaş akıyor ya da hiç akmıyorsa sabunlaşma bitmiş demektir.
Takıldığınız her aşamada bize danışabilirsiniz.
Kasım,2010
KAYNAK

>Ölü hücreleri temizleyen, canlandıran "ceviz maskesi"

23 Kasım 2010

>

Bugün güzellik tir, maskeler dir gidiyoruz bakalım, tatlı vs yapımı için cevizli birşeyler bakayım dedim,  Kemalpaşa dan gelen dalından kopma cevizler beni kırın diye bekliyor. Bu maskeyi görünce işte budur dedim, bir hafta birini bir hafta birini yapmak lazım, Allah allah pek bir gençleşicez, kompleklsi günlere mi girdim ne…
“Ceviz hayatımızın birçok noktasında oldukça geniş yer tutmuş önemli bir besin maddesidir. Vücudumuzun her bölgesinde faydalı olan bu besin maddesi cildimiz içinde çok önemlidir.
Cildimize uygulayacağımız ceviz maskesi ölü hücreleri temizleyerek cildime doğal bir güzellik kazandıracaktır.
Hazırlanışı :
*İlk önce cevizimiz un haline gelinceye kadar dövün. ( Bu işi kolaylık olsun die blandırlarda da yapabilirsiniz ).
*1 tatlı kaşığı bal.
*1 tatlı kaşığı portakal suyu
* 4 Kaşık Süt
Bunları iyice karıştırın ve daha sonra yüzünüze masaj yaparak uygulayın 15 dakika bekledikden sonra yüzünüzü ılık suyla yıkayın, değişikliği göreceksiniz.
http://www.tıbbisifalibitkiler.com

>Cilt onarıcı "maydonoz maskesi"

23 Kasım 2010

>

Malzemeler :

2 avuç maydanoz

1 çay fincanı damıtılmış su

1 çorba kaşığı bal

1 yumurta sarısı

Uygulama : Maydanozu 1 çay fincanı damıtılmış suda 15 dakika kaynattıktan sonra süzün. Süzdüğünüz su soğuduğunda içine bal ve çırpılmış yumurta sarısını ilave edin. Bir fırça ile yüzünüze sürüp 15 dakika beklettikten sonra ılık su ile durulayın. 
Suna Dumankaya.
(Bu maske denenmiştir, bugün bir arkadaşıma uğradım ve yüzündeki değişikliği parlaklığı sorunca bu maskeyi haftada bir tekrarladığını söyledi, malzemler öyle kırk davul tozu cinsininden değil, hepimizin evinde olan gıdalar, ilk işim bunu yapmak olucak, biraz güzel kayınvalde olalım değilmi yani.)

>Nar’ın faydaları

23 Kasım 2010

>

Kışın en sevdiğim meyveler den biridir NAR. Aşure ve güllaca güzelliği ile katkıda bulunurken, kendisi de şahsen bizleri güzelleştiren bir meyve. Bugün bir hayli evde Nar’ı görünce bu nimetin faydalarını bir kez daha hatırlamak, hatırlatmak istedim. 
“Hem çekirdeği hem kendisi şifalı bu meyvenin dünya mutfağında hem içecek hem de çeşni olarak kullanımı çok yaygın ancak fazlasıyla hak ettiği şifa özelliği son birkaç yıldır gündemde. Oysa Orta Doğu’da ve Yunanistan’da yüzyıllardır şifa amaçlı kullanılmış. İlahi kitaplarda, cennet meyvesi olarak tanımlanır. Hatta, bazı kaynaklar Havva’nın Adem’e verdiği meyvenin elma değil, nar olduğunu iddia ederler.
MEME KANSERİ DÜŞMANI

Nar çekirdeğindeki diğer önemli bileşenler olan linoleik ve oleik asitlerin hayvan deneylerinde kalın barsak kanseri üzerinde önemli iyileştirici etkisinin olduğunu gösteren hayvan deneyleri mevcut. Prostat ve meme kanserinde de etkili olduğu düşünülmekte. Prostat kanseri yanı sıra prostatın iyi huylu büyümesinde, şeker hastalığında ve lenf kanserinde de etkili olduğuna dair ABD’de yapılmış çalışmalar var. Linoleik asit, kandaki kötü kolesterol oranını düşürmekte oldukça etkili, kötü kolesterolün damar çeperini delip duvara yerleşmesini ve plakaların, tıkanıklıkların oluşmasını önlüyor. Dolayısıyla damar sertliğine karşı koruyucu, damar elastikiyetini artırıcı özelliği de var. Kan basıncında artışa sebep olan ACE adlı enzim aktivitesini azaltarak kan basıncını düşürücü etki sağlıyor, yüksek tansiyon hastaları için oldukça faydalı bir etki bu.

YÜKSEK DOZ C VİTAMİNİ

Bu mucizevi meyve, kuşburnunun tahtını devirecek kadar yüksek doz C vitamini içeriyor ki artık yüksek doz C vitamininin kansere karşı koruyucu etkisi neredeyse kanıtlandı. C vitamini yanında yine yüksek doz B vitaminleri, demir, fosfor, sodyum, potasyum, çinko ve magnezyum da içeriyor.

Narın faydaları saymakla bitmiyor. İster tek tek tanelerini yiyerek tüketin, ister suyunu sıkarak için nar, pek çok derdin devası. Örneğin narda 10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eşdeğer antioksidan madde bulunuyor. Narın bilinen bazı faydaları:

Tansiyonumuzu olumlu bir şekilde düzenler

Kalbimizi korur düzenli çalışmasına destek olur

Enfeksiyona karşı vücut direncini korur ve artırır

Enerji verir, yorgunluğu giderir

İdrar söktürücü etkisiyle toksin atımını sağlar

Bağışıklık sistemini güçlendirir hastalıklara karşı korur

Kolesterol ve kan şekerimizi regüle eder artmasını engeller

Bağırsak parazitlerinin düşmanıdır, iyi bakterilerin artmasını sağlar

İshali (diare) önler tedavide destek sağlar

Ciltte olumlu katkısı vardır, pürüzsüz görünüm sağlar

Cilt enfeksiyonlarında olumlu katkısı vardır”

Alıntıdır.

http://www.hekimce.com

>Yumurta hakkında bilmediğimiz neler varmış!

14 Kasım 2010

>

 “Yani en azından benim bilmediğim neler varmış diyeyim, belki okuyan bilen vardır ama yumurta denilince aklımıza protein ve omlet geldiği için, doğrusu bu kadar bilimsel gözle bakmamaıştım hiç. Buyrun siz de bir göz atın bu ganimete.

 “Yumurta kabuğunun yüzeyinde 17.000 adet küçük delik (por) bulunur.
Buzdolabında bir hafta bekletilmiş yumurta, oda ısısında bir gün bekletilmiş yumurtadan daha tazedir.
Yumurta uzun süre bekletilirse su ve karbordioksit kaybı nedeniyle ağırlığı azalır.
Sebzelerin protein miktarı düşüktür. Bu nedenle sebzelere yumurta kırılması protein, vitamin ve mineral açısından dengeli karışımların oluşmasını sağlar.
Yumurta tahıl grubundaki besinler ile tüketildiğinde (örneğin, makarnaya kırılırsa, böreklerde kullanılırsa vb.) protein kalitesini arttırmış oluruz.
Yumurta mutfağın çimento harcı gibidir. Yumurtayı birçok besini hazırlamada yardımcı olarak kullanabiliriz.
Yumurta akı proteinlerinin fom oluşturucu ve bu yolla kabarmayı sağlayıcı özelliği vardır. Bu nedenle kek hazırlamada doğal kabartacı olarak tercih
edilmektedir.
Yumurta proteinleri ıs ile katılaştığı için sütlü tatlılarda ve çorbalarda koyulaştırıcı ve kıvam sağlayıcı olarak kullanılır.
Katı pişirilmiş yumurta ile salataların (piyaz, patates salatası vb) süslemesi yapılabilmektedir.
Yumurta, pasta ve keklerin renklendirilmesini sağlar.
 

BU NOKTALARA DİKKAT ETMEYİ UNUTMAYIN
• Yumurta satın alınırken; marketlerde soğuk ortamda muhafaza ediliyor olmasınadikkat edilmelidir.
Yumurtanın kabuğu temiz, düzgün görünüşlü, yeterli kalınlıkta ve az pürüzlü olmalıdır. Çatlak ve kırık yumurtalar satın alınmamalıdır. Bu yumurtalar tazeliğini daha çabuk kaybedip, bozulur. Mikroorganizmaların üremezi için uygun bir ortam oluşturulurlar.
Ev şartlarında yumurta buzdolabında (0-5oC), çabuk bozulmasını önlemek için alınan orijinal karton kutusu içerisinde, yıkanmadan saklanmalıdır. Yıkandığı takdirde doğal koruyucu tabakasını kaybeder. Bu nedenle yumurta kullanılacağı zaman yıkanmalıdır.
Yumurta buzdolabında; peynir, soğan, balık gibi güçlü kokusu olan besinlerin yakınında saklanmamalıdır. Çünkü yumurtanın kabuğu gözeneklidir ve yumurta güçlü kokuları emebilmektedir
• Yumurtaların, iyi kaliteli olma özelliğini kaybetmeden 4-5 hafta içerisinden itibaren 3-4 hafta içerisinde tüketilmesi gerekir.
 
YUMURTAYI PİŞİRİRKEN
• Yumurtalı ekmek hazırlanmadan önce ve sonra ellerin, kullanıcak kapların araçların yıkanması gereklidir.
Çiğ yumurtalar temiz kaplara kırılmalıdır.
Kullanılacak miktar kadar yumurta buzdolabından dışarıya çıkartılmalıdır.
Yumurta içeren ve yumurtadan zengin yiyecekler hazırlanması sürelerinin haricinde iki saatten fazla buzdolabının dışında tutulmamalıdır.
Yumurta kabuklu olarak pişirildiğinde 4 dakikada beyazı, 12 dakikada tamı katılaşır.
Yumurta içeren bütün tarifelere pişirilme işlemi uygulanmalıdır. Çiğ yumurtaın hem sindirimi güçtür hem de mikroorganizmaların bulaşma riski vardır. Salmonella enfeksiyonları en çok rastlanılanıdır.
Çiğ yumurtanın beyazındaki avidin, sarısında bulunan B grubu vitaminlerden biyotini bağlayarak kullanılmasını engeller. Pişirme ile bu olumsuz etki önlenir.
Yumurtanın pişirilme süresinin iyi ayarlanması gereklidir. Örneğin; yumurtayı haşlaşa süresi uzarsa ve yumurta bayatsa sarıdaki demir, beyazdaki sülfür ile birleşerek yumurta sarısının etrafında yeşil bir halka oluşur (Demir sülfür halkası).
Uzun süre pişirilen yumurtaların sindirimi güçleşir ve uygulanan pişirme yöntemine göre B grubu vitaminlerde kayıplar oluşur. Kayıpları önlemek için yumurtayı yağa kırma yerine, diğer yöntemler ile pişirme tercih edilmelidir.
Yumurta beyazı ve sarısındaki besin ögelerinin tür ve miktarı farklılık  göstermektedir.”

ALINTIDIR (www.mailce.com)

>Çok yararlı "kış çay" tarifi

28 Ekim 2010

>

 Aarada Milliyet Bloglarını dolaşırım. İlginç, değişik yazılar, faydalı bilgilere rastlarım. Bunlardan biri diye düşündüğüm bu “kış çayı tarifini” paylaşmak istesim. Bu öksürük aksırık geçmeyince, dikkatimi çekenler bunlarda yoğunlaştı. Hep alırız içieriz, çoğu zaman aktarcılardan hazır karışım alırız, ama hangisinden ne kadar var bilemeyiz. Ben ayrı ayrı alıp bilerek içmek istiyorum diyenler için bir fırsat.
“Bu günlerde hemen her yerde aksıranlar, öksürenler, burnunu çekenler, sümkürenler ve soğuktan kaynaklanan hastalıklarla mücadele edenler etmeye çelışanlar yada bunu başaramayanlar için Aktar Zatobek herzamanki gibi görev başında işte size süpper kış çayı. Demleyin, için sevdiklerinizle de paylaşın, paylaşın ki onlarda hastalanmasınlar.

IHLAMUR 50 GR
ADAÇAYI 20 GR
TARÇIN 1 ÇUBUK
ZENCEFİL 2 PARÇA
KARANFİL 5 ADET
HAVLICAN 2 PARÇA
KUŞBURNU 50 GR
HİBİSKÜS 30 GR
OKALİPTÜS 5 YAPRAK
PAPATYA 10 TANE

Bu bitkileri birbirine harmanlayıp demlik içerisnde kaynayan suya 5/1 ini atıp bir taşım kaynatıp 3 dk demlemeye bırakın dha sonra bl veya pekmezle tatlandırıp için için için.Şifa olsun”

Aktar Zatobek

(ALINTIDIR)

>Şişen ayaklar için bunu yapın…

14 Temmuz 2010

>

Yaz geldimi havaların ısınmasıyla birlikte genleşen damarlar, yüksek tansiyon şişmanlık ve diğer hastalık etkenleriyle birlikte ayaklarımız şişer. Çok fazla tıbbi konuya değinmeyeceğim, bunu mutlaka işin uzmanına yada doktorunuza başvurmanız gerekir, her bünye ve her neden bir değilidir. Lakin benim de en çok muzdarip olduğum bu konu için ben bunu sık sık uyguluyor ve faydasını görüyorum. Bugün öğlene kadar ine hastanedeydim, sonunda fizik tedavim 26 Temmuzda başlıyor. Bu koşuşturmacada yine aynı dert beni buldu. Bana bunu dokktorum tavsiye etmişti. İşim gereği bütün gün masa başında bilgisayar karşısında sarkan ayaklar, birde sıcaklar geldimi iyice şişiyor. 
Evde yarım kova soğuk suya iki yemek kaşığı deniz tuzu (iri tuz) ve bir yemek kaşığı karbonat koyup iyice karıştırın ve ayaklarınızı bu minerallerin çözüldüğü soğuk suda en az yarım saat bekletin. Daha sonra ayaklarınızı bedeninizden yukarı gelecek şekilde uzanın (kan dolaşımını denegelemek için) Bu beni çok rahatlatıyor ve faydasını da görüyorum. Bir ara televizyon da Suna Dumankaya dan da bu tavsiyeyi dinledim, buna ek olarak, bir fincan vazeline 8 adet aspirin dövüp karıştırdıktan sonra, ayaklara sürülüp naylon torbayla birlikte bir beze sarılacak yada çorap giyilecek, bunu bir dahakine bende ilave edicem. Özellikle yatmadan önce bunu yaoarsak sabaha dinlenmiş ve inmiş bir ayakla kalkabiliriz. Diğeri bile bana yetiyor. Bilmeyenler varsa paylaşmak istedim. Eskilerin bir sözü vardır “ne geliyorsa ayaktan gelir, baştan çıkar”