Archive for the ‘SİYASET RÜZGARI’ Category

>"Utandıklarıma" açık mektuptur !!

10 Kasım 2010

>

Acaba şu son referandumda “evet” diyenlerin yastığa başını koyduklarında vicdanları rahatmı? İnsani duygulardan ziyade ulusal ve Milliyetçilik duygularını hani rüzgarın arkasında bıraktılar da, “ANDIMIZI ve İSTİKLAL MARŞIMIZI” n yasaklanmasına ses çıkarmıyorlar, bloglarında bangır bangır sahte demokrasi havarilerinin çığırtkanlığını yaparken, acaba “bizi biz yapan, bu Cumhuriyet’in, Atatürk ün emaneti, oan bu değerleri, hilafet ve şeriat özlemi (onlara göre ileri demokarsi) uğruna yasaklanırken neden suskunlar acaba? Söylecek sözleri, bakacak yüzlerimi yok yoksa bıyık altından tebessümlerinimi saklıyorlar, yoksa oyuna geldiklerinin mahcubiyetinden doğan utançlamı suskunlar. 
Şimdi mesut ve bahtiyarmısınız, daha mı demokrat oldunuz, daha mı medeni oldunuz, daha mı insan oldunuz. Yazıklar olsun sizlere. İsyanım bütün bu çirkinlikleri “yapandan” çok “yaptıranlara” bu yüzden “yaptıran” şahsiyetler olarak sizlerden utanıyorum. Ancak sanmayın ki, emellerinize ulaşacaksınız, Hiç bir güç ve sahtekarlıklar ve sahtekarlar bunu başaramıycak. Türk’üm demenin, artık suç sayıldığı zamanda, Türklüğünden , Andından ve Marşından utanan, böyle bir zihniyetin arkasına sığınan hainlerin bu Vatan da yerleri yok. Birgün tarih sizden de hesap soracak, ama ondan önce bu halk soracak. Oylarınızla ve tepkisizliğinizle bu duruma getiren sizlersiniz. Bu size açık itham ve düşüncedir. Sizden ve hiç kimseden de korkmuyorum. 
Ayrıca, kaç kişi, bu milli eğitim şurasın da alınan kararlardan habersiniz, akmerkez de statünüze yakışır şekilde alış veriş yapmaktan, davet sofraların da, kekler börekler eşliğinde magazin icra etmekten, yorumlarda mesajlarda yağdanlık misali geyik muhabbetlerin den başınızı kaldırıp, bihaber olduğunuz bu kararlardan kaç kişi haberdar yada kaç kişi bunu bilipte susuyor. Yazık, birgün bu duyarsızlığınız yada korkaklığınız, çocuklarınıza vereceğiniz hesapla size geri dönecek.
Bugün bu ülkenin kurucusu Atatürk ün ölüm yıl dönümü, eminim hala buna sevinen nice şahsiyetler var. Gün geçtikçe çoğalan Atatürk ve Cumhiryet düşmanlığı, ve bunlara çanak tutan peşkeşçiler, şakşakçılar bir kaç edebi kelimelrden oluşan formalite “kutlama mesajları”yla bu işi geçiştirseler de, gercek vatansever ve aklı selim insanlar hala bu büyük önderin yokluğunda “minnet,hüzün ve özlem” hissetmektedir.a
Düşünüyorum da, böylesine fedakar, sadece halkını düşünen, halkla iç içe olan, vatandaşına bağırıp çağırmadan, ona hakaret etmeden, onun derdini dinleyip, onun seviyesine inip şefkatini saygısını esirgemeyen insan gibi insana nasıl bu kadar düşman olunabilir. Bunun cevabı aşikar ama bunları yazarak prim vermek istemiyorum ama şunu hatırlatayım, sanırım bu düşmanlar şunu unutttular, bu “insan” olmasydı şu anda dedeleriniz nineleriniz ya Fransız ya İtalyan ya Rum olucaktı, bunu hatırlayarak belki içine düştüğünüz hezeyandan sıyrılırsınız. 
Bugün belki çok ağır konuştum, birilerini kırmak hakaret etmek değil amacım, eğer öyle olduysa da kusurbakmayın ama gercekler acıdır diyeceğim. Çünkü içinde bulunduğumuz durumdan daha ağır olamaz. 
Ulu önderimize Allah Rahmet eylesin diyerek, saygımı özlemimi bir kez daha dile getirmek istiyorum. Ve herşeye, herkese inat “NE MUTLU TÜRKÜM” diyorum.

Dipnot; borsanın, bankaların, yabancıların elinde. tüpraş, telekom, tekel, petkim, erdemir, liman işletmeleri, elektrik dağıtım, sümerbank, eti maden işletmeleri satıldı..şimdi 52 adet baraj satışta. rahat uyu atam !!!

Reklamlar

>Bittim ben bu yazıya ya!

04 Kasım 2010

>

 Boşuna Uğur Dündar ın ağzında pelesenk olmamış bu Yılmaz Özdil. Bu saatte bu yorgunlukta bunu okudum ya, gülmekten gözlerim yaşardı resmen. Odanın bir köşesinden duyulan kahakalarıma kulak veren ev ahalisi yazıyı okuma sırasına girmiştir. E bence sizde okuyun, pişman olmazsınız. Hani öyle bir değidrimiş, öyle bir dokundurmuş ki, hani anlamayanlar  sivri sinek istilasına uğrayacaktır.
Bağdat Caddesi’nde halk ne gezer azizim

Gene bi 29 Ekim, kapmışız bayrakları, jet sosyetenin merkezi Bağdat Caddesi’ndeyiz şekerim…

*
Jetimi Cemil Topuzlu’ya indirip, Caddebostan Migros Şatosu’nun apronuna bıraktım, Buckingham Sarayı’yla Taç Mahal’in arasından caddeye çıktım ki… Bülent Arınç haklı.
*
Sağımda Suadiye Baronu, solumda Kızıltoprak Düşesi yürüyor, kolunda 94 yaşındaki annesi Kalamış Grandüşesi… Arkamızdan Göztepe Kontu’yla Erenköy Lordu geliyor, hemen önümüzdeki maskeli grupta Bostancı şövalyeleri var, başlarında Şaşkınbakkal Dükü, düdük çalıyor.
*
Bi baktım, Cüppeli Ahmet… Jet’i duyunca, binmiş jet-ski’sine gelmiş.
Jetgiller’dendir çünkü!
*
Çiftehavuzlar Markisi’nin “gelin size süs balıklarımı göstereyim” ayaklarıyla, Fenerbahçe prenseslerini marke ettiği gözlerden kaçmadı tabii.Çiftehavuzlar malum, jet sosyete olduğumuz için tek havuz kesmiyor, o açıdan… (Avam kamarasından olanlar bilmez, Selamiçeşme’yi az geç, orası Çiftehavuzlar… Selamiçeşme de, belediye başkanımız Arşidük Selami Öztürk adına yaptırıldı, Tekfur tarafından… Perrier akar ama, içmek için değil, jetleri orada yıkıyoruz.)
*
(Haydarpaşa Bizans Lisesi’nden Paris Hilton’un sınıf arkadaşıdır Arşidük, parasız yatılı okudular.)
*
Neyse… Her 19 Mayıs’ta Royal Ascot yarışlarını teptiplediğimiz Göztepe Parkı’nın laserlerine geldim -ki, demode trafik ışığı kullanmıyoruz biz- Kadıköy Şansölyesi için kurulan şeref tribünü zannettim, meğer, Dereağzı İmparatoru’nun tahtıymış… Aslında imparator değildi o, AKP iktidar olana kadar sadece parator’du, AKP sayesinde faizden malı götürdü, bastırdı dolarları, im’ini de satın aldı, imparator oldu.
*
Tahtın önü hınca hınç kalabalık, misafirlerimiz var… Maltepe Çarı, Beyoğlu Şahı, Sarıyer Kraliçesi, Bakırköy Racası, Silivri Sir’ü, Barones Pendik, adı üstünde Adalar Prensi, Senyor Çekmeköy, Üsküdar Kontesi, Don Nişantaşı… RTÜK’e göre, milli ve manevi değerleri, milletin milli ve manevi değerleriyle aynı olmayan Etiler derebeyleri bile gelmiş.
*
Bi eğlence, bi şamata, sorma gitsin, Petrusları kafamızdan aşağı döküyoruz filan, creme de la creme’in feriştahıyız… Firavun desen, şampanyayı fazla kaçırdı, vatandaş kılığına girdi iyi mi, papirüsten maaş bordrosu yaptırmış, “Simit Sarayı”nın adresini soruyor, yerlere yattık gülmekten… E onuncu yıl marşı söyleyecek değiliz tabii, kraliyet filarmoni eşliğinde hep bir ağızdan haykırdık:
Duruşun andırır “asil soyu”nu…
Kız sen İstanbul’un neresindensin?
*
Seneye 29 Ekim’de sizi de bekleriz, fantezi olsun diye halk günü partisi yapacağız. Kontes değilim, lord değilim diye üzülmeyin; muhtaç olduğunuz kudret, damarlarınızdaki “asil” kanda mevcut… Biraz yurtseverlik, biraz şuur, iki satır da Nutuk okumanız yeterli.

>Ben ankette bu partiyi nasıl unutumuşum :(

05 Ekim 2010

>

Günaydın arkadalşar, kısa bir aradan sonra ben döndüm ama çok kalıcı değilim. Sinüzit belası yüzünden pc başında fazla oturamıyorum. Neyin nesidir bilmmiyorum, çocukluğumdan beri şu grip nezle ne varsa çok ağır geçiririm. Gecen akşam acile zor attım kendimi, iğneler antibiyotikler derken biraz daha iyiyim ama seslerim, boğazlarım ve gözlerim berbat. Bu kışı ben erken karşıladım.

Efendim yokluğumda bana geçmiş olsun dilek ve güzel temennilerde bulunan arkadaşlarıma dostlarıma çok teşekkür ediyorum. Hiç ummadığım bloglar beni unutmamış, çok sağolun. Yorumlara henüz onay vermedim çünkü bire bir cevap yazıp dönmek istiyorum, ancak şu an bunu yapamıycam için, biraz daha müsade istiyorum sizden. Daha önceden pc de kaydettiğim bir yazımı da paylaşmak istedim.
Siyasi ankette ben bu partiyi (hepar) unutmuşum, artık geri dönemiyorum ama gerçekte ki anketlere baktığımda baya bir oy potansiyeli var, ancak bu partiyi bilmeyenlerin bilmesi, bilenlerin de iyice tanımaları gerekiyor. Bu siyasi söylem ve özgürlükçü demokartik düşünceler inanın bu ülkede “saltanat” düşkünlerinden daha fazla ihtiyacı var.
“Her halk hakettiği gibi yönetilir. Hayatta doğru ve güçlü vardır. eğer doğru olanı değilde güçlü olanı seçerseniz sizi “doğru” olmayan “güçlüler” yönetir. Tıpkı bu güne kadar yönetildiğiniz gibi. Bakın işte Akp ve Chp nin gündemine anlattıklarına, senin villan havuzlu senin boyun kısa gibi gündemden uzak saçmalıklar. bu millet siyaseti futbol taraftarlığıyla karıştırıyor. Ben bu adamın partisinden başka ayakları yere basan bağımsız politika çizen başka parti göremiyorum, ama şunu görüyorum, bu Millet Atatürk gibi bir lideri ve onun verdiği mücadeleyi ne anlayabilmiş ne de haketmiş…”
Osman Pamukoğlu gercekten adam gibi adam, başkanı olduğu HEPAR partisinin sitesini, tüzüğünü, videoları izleyin. Yorumları okuyun, laf olsun diye,”inadına evet, inadına hayır diye cehalet kokan, makarnaya bulgura oyunu satanların değil, bilincli, erdemli Vatanseverlerin yorumlarını okuyun. Temiz, sağlam, denenmemiş, yamuğu yanlışı olmayan, din ulemalığı ile siyasete tutunmayan bir parti. Alın size karizmamı karizma, kodummu oturturum diyen “sertliği” (hani bizim milletimiz pek sever güdülsün, sürülsün, bağrılsın azarlansın, hiç olmazsa aşağılanmadan bunları kendinize yaptırın babında bir benzetmeyle bu yönünü ekledim) aklı,bilgisi, askeri tecrübesi ise yanında lokum lokum, yıllarca orduda üstün başarılar elde etmiş, terörle yıllarca mücadelesi olmuş, memhmetçikle omuza, en önde çarpışmış, zekası ve komuta yönetimiyle başarılı işler yapmış (bu özellikleri ben bir yerden hatırlıyorum ama)…Zaten son anketlere baktım da baya bir yükselişe geçmiş. Ama işte tabana, halka anlatılması lazım. Sessiz sessiz ama derinden geliyor, köy köy kasaba kasaba dolaşıyor, ama malum medyacılar “bilir kimi neyi yazıcağını” En azından bu partinin mecliste olması şart, zaten görünen o ki, büyük bir potansiyel var. Kimbilir belki Atatürk gibi askeri kökenli birinden sonra bir başka asker vardır ufkumuzda…

>Ben bittim bu "osmanın sahnesine"

30 Eylül 2010

>

http://video.ekolay.net/_VideoKullanici/VideoPlayer.swf?config=http://video.ekolay.net/_VideoKullanici/xmlEkolayVideoOynaticiBilgi.aspx?vTN=55000000000031516&hideShare=true
Bu aralar yeni başlayan dizilere kilitlenmiş durumdayız”. Fatmagülün suçu ne, yer gök aşk, deli saraylı ve öyle bir geçer zaman ki, benim favorilerim. Diziler hakkında çok yorum çok eleştri yapılıyor, yapılması da lazım, özellikle “fatmagülün suçu ne” dizisinde ayağa kalktılar, oysa açık hiç bir sahne yok, bir kaç dak süren tecavüz sahnesi ki, oda ülkenin hatta dünyanın bir gerçeği, sanki bunlar dile getirilmese sapıklık bitecek. Sen kalk gündüz “baldırı çıplak” dediğin kadınların arkasından iç geçir, akşama “vay efendim bu nasıl dizi” diye ahkam kes…neyse gelelim konuya, akşamları bir yere gitmiyorsak eğlencemiz olan tv da, bu diziyi çok tuttum, çok gerçekçi ve isabetli bir konu. Çoğumuzun evde yaşadığı şiddettir, gerçekleridir, herkesin kendi penceresinden bakılmış, “kimi dinlesen o haklı” diyorsun. Hele bu Osman yokmu bu küçük Osman, bittim bayıldım ona, bu nasıl bir roldür, nasıl bir oyunculuktur. O mimikler, o yüz ifadeleri, o sevimlilik. Allahım nazarlardan saklasın,  İzlemeyen varsa mutlaka izlemeli diyorum. Zaten duygusallığın tavan yapmış yaş haddindeyiz birde böyle filmlere artık salya sümük gırla. Fazla kaptırmam aslında ama yok, bu küçük Osaman dan kendimi alamadım.

>"Milli İntikam"

20 Eylül 2010

>“Devlet”, Dünya Basketbol Şampiyonası’ndaki protestocuları arıyormuş!
Görüntüler taranıyor…
Koltuk numaraları aranıyor…
Bilet sahiplerinin isimlerinin tespitine çalışılıyormuş.
***
Sonra?
İntikam!

Çünkü devlet ve hükümet kızdı!
***
 Orada, o ortamda, “dünyanın gözü önünde” Cumhurbaşkanı’nı, Başbakan’ı protesto etmek ayıp olabilir, kaba olabilir, vefasızlık, düşüncesizlik, kadirbilmezlik, mutlu bir tabloya çamur atmak olabilir.
Hepsi olabilir. Veya kimimiz öyle düşünmeyebilir.
Sonuçta, ister ferdi ister örgütlü, bir başkasına şiddet uygulamayan protesto “hak”tır.
Ne izin alınmasını gerektirir, ne lütuf ister, ne nezaket kurallarına bakar, ne hassas bir vicdan terazisi taşımak zorundadır.
Taammüden yahut spontane…
Protesto, ağzımızdan düşürmediğimiz demokrasinin; ani, hızlı, patlayan “fast break” hücumlarından, en doğrudan katılımlarından biridir.

***
“Bir şiir yüzünden” cezaevine düşenler; farklı sözün, farklı sesin, sesli öfkenin, şiddet dışı patlamanın kıymetini anlamayacaksa, demokrasiden ne anlayacak?
Herkes Cumhurbaşkanı ya da Başbakan veya Orgeneral, ne bileyim patron, müdür gördüğünde ceketini ilikleyip hazır duruşa geçmek zorunda değil.
“Vatandaş”
cumhuriyet ve demokrasinin kağıt üstünde tanıdığı hakları (olsun) ve kağıt üstünde kaldırdığı imtiyazları pekala ciddiye alabilir…
Ve Cumhurbaşkanı’nın yaveri, Başbakan’ın özel kalemi, Paşa’nın posta eri gibi davranmayabilir!
***
Deyin ki oradakiler ayıp etti…
Olabilir…
Ama devlet intikam mı alacak şimdi?
Bülent Arınç
referandumdan hemen sonra ne demişti: “Çok incindik, çok kırıldık, hakarete uğradık ama hiçbir zaman intikam peşinde değiliz.”
İyi de, resim resim, kaset kaset, tezahürat tezahürat, koltuk koltuk, kimlik kimlik “seyirci” ayıklayan kim?
Hangi “emir kulu” bir devlet işgüzarlığıyla “devlet adamı intikamı”nın kara listesini çıkartmaya koyuldu?
Hangi kral veya kraldan çok kralcı böyle bir kural koydu!
***
Bütün bunlar zihniyete dair.
Tribünde seyirci, gazetede yazar, TV’de konuşmacı, partide itirazcı, sokakta aykırı ses kovalamamaya dair.
Kendini “üstün” sayıp başkalarını güç ve zor yoluyla sindirmemeye dair.
Yoksa…
Muhtemelen o protestocuların bazılarının siyasi kültüründe de, başka huzurlarda biat etmek, susmak, itirazsız kalmak, eleştiri veya protestoyu ayıp, utanmazlık, saygısızlık saymak var.
Kimi işyerinde ya gık çıkaramıyor… Ya da güçlü ise, gıkını çıkartanı susturuyor.
Kimi, mesela komutanları asla tartışılamaz sanıyor.
Kimi başka toplumsal itirazlara küstahlık saçıyor, susturmak, bastırmak için tutuşuyor.
Kiminin dünyasında farklı olana, farklı konuşana, farklı inanana zaten yer yok!
***
Tabii bu dünya slalom pisti.
Kaypak kaymak herkese daha yakışıyor.
Mangalda kül bırakmayacaksın ama bunun adı ilke olmayacak.
Sen bağıracaksın ama öteki konuşmayacak.
Öteki bağırırsa susturmak için yanıp tutuşacaksın.
Herkesin kendi putları olacak. Başkasınınkini taşlarken kendi putuna sorgusuz tapacak.
Öyle işte.
Bir bakın hele; koltuk numaranız kaçmış?

Umur TALU  – Habertürk

>Utanıyorum !!!

19 Eylül 2010

>

Bunları neden yazıyorum bilmiyorum ama, son günlerde ki, halkın zihin ve düşünce yapısı gercekten vahim.  
Yıllardır, açlığa, işsizliğe, yoksulluğa, ayrışmalara, maruz bırakılan halk, bilerek istenilerek “bilinçlendirilmedi” “eğitilmedi” “maymunun gözünün açılmasına” fırsat verilmedi, sokaktaki vatandaş, ancak geçim derdinde olunca, “siyaset, rejim, vatan millet nereye gidiyor” ne oluyor hezeyanından başını kaldırıpta sormadı, sordultulmadı. 
İnternette öylesine ciddi boyutta körü körüne inanmış, kandırılmış, korkutulmuş insanların yorumlarıyla karşılaştım ki, şahsen hayretler içinde kalmamın dışında söyleyecek söz bulamadım. Çünkü düşünceye, fikre saygım vardır. Cahilce olsa da. Herkes bir bireydir düşünme yetisi ve vatandaş olarak bunu kullanma yetkisi vardır. Ancak nasıl bir topluma dönüştürüldüysek, insanların zaaflarından zevk alan, birbirine genelleyen, ayıran ve bununla da kalmayıp, bu ayrışımlar sonucu, biribirinden nefret eden, kin güden, hani bulsalar birbirlerini bir kaşık suda boğan, millet haline dönüştürülmüşüz. Bu ifade ettiklerimin, ne insani boyutla, ne dinle, ne kuralca kabullenilir yanı vardır. En acısı da bu ya zaten. Dinin insanlara vermiş olduğu huzurun bireysel yaşamanın yerine, dini top yekün toplumca kullanılmaya izin verdik. 
Sanıyorlardı ki “hayır” demenin bir anlamı, sebebi yoktu, oysa “inadına evet” diyen “neye evet” dediğini bilmeyen lerin düşüncelerine bakınca, sadece “masum bir kaç yasadan” ibaret olan bu maddelerle, herşey güllük gülistanlık olucak, ekonomi tavan yapıcak, işsizlik bitecek, terör sona erecek, darbeciler yargılanacak, ve diğer ıvır zıvırlarla gözler boyanacak. Değişimi kim istemez ki, yenilenmeyi, ileriye doğru gitmeyi kim istemez. Peki nasıl bir değişim olacak şimdi., ben söyleyim, yeni anayasa hazırlanacak, tekrar bir referandumla “başkanlık” için sandığa gidicez. Sadece başkanlıkmı? eyaletler adı altında bölünmeye de bizden onay beklenicek. Türkiye üçe bölünecek, doğu, batı ve anadolu (bu tahminler bana ait değil, hukukçulara ve yazarlara ait) Türkiye Cumhuriyeti yerine, özerklikler ve federasyonlar kurulacak. Yani 90 yıllık parlementer ve üniter rejim, modern padişahlığa geri dönecek, “islami rejime dayalı putin” örneği ile. Ne yazık ki düşlediğiniz, yada size anlatılan ve anlatılacak olan “başkanlık” sistemi ABD yada diğer ülkelerde ki yarı başkanlık gibi değil, “dikta” edilmiş islami bir yönetimle. Çünkü örnek verirsek, ki bunu araştırabilirisiniz ABD başkanlıkta, yasama ve yürütme ayrıdır. Her ikiside bağımsız kuvvet ve güçler ayrılığıdır. Başkan yani yürütme, yasamaya müdahele edemez, yasamanın da, Başkanı denetleme yetkisi vardır. Ah böyle olsa göüzünü seveyim başta ben koşa koşa giderim. Ne yazıkki işte referandum da yapılan hsyk değişkliği ile, yargı yasamanın eline geçmiştir, e yasama kimlerden mevcut, yürütmenin mensup olduğu partiden. Yani Başkanlık ta “al gülüm ver gülüm” olucak. ŞİMDİ ANLAŞILDIMI NEDEN “HAYIR” DEDİĞİM…Yeni projelere, yeni anayasaya yeni rejimlere basamaktı bu referandum, ve ilk basamak atlatıldı, şimdi sıra diğerinde…”basket macında protesto edenlere iç işleri bakanı “ceazalandırlacaklardır” dedi, yürrrü be koçum kim tutar sizi, % 57 sizde ya kim tutar, dakka bir gol bir, Sevgili Beşir efendi, protestolar demokrasinin direkleridir. Bunu baskıcı zihniyetle susturmaya çalışanlar bize demokrasi getirecek öylemi? 
Yazık, bu halkın böylesine  “kral çıplak” diyemiyecek kadar köreltiildiğini, cahillieştirildğini gördükçe okudukça, inanın o “çanakkalede” yatan şehtilerimiz kemikleri sızlıyordur. Biliyormusunuz utanıyorum, bu vatanı bölenlerden değil, onlar olsun olsun üç beş kişidir, biri gelir biri gider ama bu parçalanmaya prim veren bunu hazmeden bunu kabul edenlerle aynı havayı solumaktan şahsım ve “atalarım” adına utanıyorum.
Bugün Fatih Altayının yazısını okudum, ve sizinde okumasını tavsiye ederim. Ancak yorumlar beni daha fazla umutlandırdı. Kısaca Bu Cumhuriyeti ve Atatürk’ün emaneti olan ilkelerini kolay kolay satmıycaz…
Şimdi o yorumlardan bir kaçını paylaşıcam…
turkiye cumhuriyetini kuran türkiye halkına turk ulusu denir. kendini yurttaş bilen herkesin cumhuriyeti koruyup güclendirmesi insanlık borcu ve görevidir. turk ulusunu ayrıştırmya çalışanlar bu emelerine hiç bir zaman ulaşamayacaklardır. turk ulusu bu oyuna gelmemelidir. emeperyalizm şunu çok iyi anlamalıdır ki turk ulusu sevr’i kabul etmemiştir. dedelerimiz bu bedeli ödedi.. fatih abi moralini bozma…
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 22:32
yavaş yavaş alıstırılıyor halk türkiyenin bölünmesine. başka bir şey değil bu yazılanlar.
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 22:12
fatih bey yine caktirmadan `bu trenin son duragi neresidir?` diye soranlara ray doseyerek cevap vermis, rayi bastan, birlik olmus, tek vucut olmus guclu turkiye yonune degilde iste alistira alistira `tahmin ede ede` istedikleri yone dosuyorlar ve ben dehset icinde cevremde turkiye nin bolunmesini normal karsilayan insanlarin cogalmasini izliyorum
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 22:02
size güveniyoruz fatih bey..umarım 10 yıl sonra recep bey den kurtuluruz..iki yıl kaldı sizin hesaba göre…
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 20:51
alistira alistira…..
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 20:47
fatih bey ben sizin gibi düsündügüm icin bu gün almanyada yasiyorum ben bu günün gelecegini 30 yil önceden gördüm ve buraya geldim türkiyede zihniyet hep ayni bir arpa boyu ilerleme yok
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 20:31
üç gündür arka arkaya müthiş yazılar. bravo diyorum.
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 19:56
sayin fatih bey, birinci bölümde degindiginiz konuya bayildim.size bir kac soru sormak isterim.ilk kurulusmuz olan 1923 tarihinden beri onca iktidarlar geldi gecti.bu iktidar dönemindeki kadar,skandallarin yasandigi,ic ve dis borclarin pervasizca arttigi,ordumuzu acimasizca dünyaya karsi kücük düsürüldügü,kurumlarimiz ile kavgali ve düsman ilan edildigi,yoksullugun kol gezdigi,hayvani ve tarim ürünlerinin ithal edildigi,kamplasma oldugu,batinin emrine tam girmis bölünmenin konusuldugu yolsuzluklarin yasandigi dönem oldumu bunun yolunu bu iktidar acmistir,hala yandaslar tarafindan sisiriliyor
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 19:50
kendi vergisini topluyor, kendi bütçesini yapıyor. kendi parasını harcıyor. demiş sayın altaylı.acaba yıllardır batıda toplanan vergilerle geçinen,elektriğe,suya para ödemeyen doğu-sizin deyiminizle doğu federasyonu-bu yapılanmaya ne der,beleş yaşamlarını ellerinden almaya kalktığınızda nasıl bir tepki verir diye düşündümü merak ediyorum.onlar olayın sadece kendi çıkarları doğrultusunda düzenlenmesini istiyorlar,yani özerklik falan,batı üretsin,kazansın,vergisini ödesin,devlet onlara göndersin,onlarda kendi istekleri doğrultusunda harcasınlar.
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 19:47
 
tahmininiz gerçekleşirse (umarım hiç bir zaman gerçekleşmez) diğer bir tahminde de ben bulunayım; sizin dediğiniz federasyonal bir ayrılığın hemen akabinde bölünme, bağımsızlık ilanı gelir ki bu da turkiye nin sonu demektir. belki de ıraktan beter bir türkiye o zaman ortaya çıkar ve bu gemi batar. allah bütünlüğümüzü bozmasın…
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 17:58
 
keşke dediğiniz federasyon şekli olsa şahsen sahil kesiminde yaşayan bir vatandaş olarak ülkenin geriye kalan bölgelerinin yoksulluk ve cahilliklerinin vebalini ödemekten bıktık usandık bıraksınlar herkes hakettiği gibi yönetilsin. isteyen din simsarları tarafından, isteyen laikler tarafından, isteyen kürtler tarafından yönetilsin sonuç bence bundan daha kötü zaten olamaz, başkaları bizi böleceğine biz simdiden sistemi oturtup böyle bir yönetim şeklini seçelim daha mantıklı.
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 17:56
vallahi fatih bey bölünmesi söz konusu değil bana göre ama zannediyorum yeni bir anayasa ve yeni bir devlet gelicek. türkiye cumhuriyeti yerine türk federasyonu tek parça tek devlet
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 17:56
fatih bey bizlere ilkokuldan itibaren türkiyenin 7 cografik bölgeden oluştugunu ögrettiler..ama hiçbir zaman neden 7 cografi bölge, ve bunu kimin yaptıgını düşünmedik..galiba türkiyenin 7 adet federatif bölgeye ayrılmasının zamanı yaklaşıyor.sizin tarif ettiginiz gibi 3 veya 7 fedaratif bölgeye ayrılacagız, aslında ne farkederki?
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 17:42
cok güzel yorumlar dikkatle ve sabırsızlık la hergün yazılarınızı bekliyorum. ayrıca ahlak kısmındaki yazınız 10 numara olmuş cuk oturmus. 🙂
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 17:39
sayin altayli,yazinizda bahsettiginiz federasyon senaryolari olurmu ,olmazmi tahmin etmek gercekten cok guc.yalniz madem boyle bolunecektik sizin ve benim dedelerimiz neden yirtik uniformalarla ,yari ac yari tok ulkenin butunlugu icin savastilar.birde yazinizin ikinci kisminada bir yorum getirmek isrerim maalesef muhafazakar diye adlandirilan insanlarin hosgoru konusunda cok kati olduklarini gozlemliyorum ,bu insanlarimiz icin bazen evinizde bir kopek beslemek bile ,sizin afaroz edilmenize yetiyor.objektif yazilarinizi hergun okuyor ve devamini diliyorum.saygilarimla
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 17:39
 
bence türkiye 3’e bölünmez ama demokratik özerk kürdistan (demokratik ne demekse burda) bu gidişle kurulabilir. keşke bunu yapacaklarına yettiniz artık alın toprağınızı gidin deseydik. çünkü biz gerçekten toprak vermemek için özerklik vericez onlarda hala batıyı sömürmeye devam edecekler. türkiye’nin 20-30 yıl sonraki nüfus dengesini hesaplayan bir birimi var mı, yoksa 20 yıl sonra kürtler çoğunluğu ele geçirecek ve türkiye’nin adı kürdiye, fatih altaylı’nın torunun adı da rojin mi olacak.
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 17:29
10 yıl sonra türkiye 3 eyalete bölünebilir diyorsunuz ama daha önceki yazılarınızda türkiye o kadar çok parçaya bölündü ki bundan sonra gerçekten bölünmesi imkansız ve akp’nin kazandığı yerlerde chp’ye oy verenler olduğu gibi batı illerinde de akp’ye oy verenlerde var, o yüzden türkiye bölünüyor diyenlere gülüyorum diyordunuz. peki ne değişti de şimdi böyle dediniz.
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 17:23
bende böyle düşünüyorum fatih bey .. ege ve akdeniz bölgesinde kurulacak batı eyaleti, güneydoğuda kurulacak kürtlerin yoğunlukta olduğu doğu eyaleti ve marmarayı karadenizi orta ve doğu anadoluyu içine alan anadolu eyaleti .. aynı sizin dediğiniz gibi olacak farklı polis güçleri ortak ordu, bölgesel parlamento ve ortak parlamento, bende bunu isterim zaten ben islam dinine yakın olmayan insanlarla aynı ülkede yaşamak istemiyorum onlarda aynısını bizim için düşünüyor ..
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 17:22
fatih bey her yazdığınız gibi bugün de çok doğru yazmışsınız.başımız açık olduğundan,bizim herşeyi hoşgördüğümüzü sanıyorlar.sizin yazınız üzerine ilave yapmak haddime düşmez,hakkımızda ne kadar yanlış düşünüldüğünü ve işin aslını çok güzel yorumlamışsınız.teşekkür ediyorum.
Misafir   19 Eylül 2010 Pazar 17:18

 

>Havran – referandum ve ben…

14 Eylül 2010

>

Havran dan bir manzara
Merhaba sevgili dostlar, bir süre yoktum, bayram nedeniyle bu kısacık tatilde memleketime gittim. Balıkesirin Havran ilçesidir benim cennettim. Havası suyu toprağı bir başkadır. Yeğenlerle kuzenler le hasret giderdim, biraz dinlendim doping yaptım ve geldim. Bu yüzden sizlerle bayramlaşıp cevap yazamadım, hepinizin geçmiş bayrmanızı kutluyor, her bayramnızın böyle şeker tadında geçmesini diliyorum. Bu dönüşümle sayfamıda biraz yeniledim, epeydir ihmal etmiştim, umarım beğenirsiniz:)
Havranımız Edremite 8 km dir, çok şirin çok güzel ve çok “ATATÜRKÇÜ”  tarihe kültüre sahip meziyetleri olan muhteşem bir yerdir. Havran deyin ce “seyit onabşıyı” hatırlamamak olmaz., sizlere biraz bu muhterem şahıstan bahsedicem;

1889 yılının Eylül ayında Balıkesirin Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. Babası Abdurrahman, annesi Emine idi.
1909 yılında Osmanlı Ordusu‘na katıldı. Balkan Savaşı‘nda çarpıştı. I. Dünya Savaşı’nın başlaması ile Çanakkale Cephesi‘nde topçu eri olarak göreve başladı. 18 Mart 1915‘de Müttefik donanması Çanakkale Boğazı‘nı geçmek için saldırıya geçti. Bu sırada Seyit Onbaşı Rumeli Mecidiye Tabyası‘nda görevliydi. Türk topçusunun yoğun karşı ateşi ve daha önceden Nusret mayın gemisinin döktüğü mayınlar, bu saldırıyı püskürttü. Çatışma sırasında Fransız savaş gemisi Bouvet vurularak hareketsiz kaldı ve batmaya başladı. Gemi mürettebatını kurtarmak için yardıma İngiliz Ocean ve Fransız Irresistible gemileri geldi. Ancak çatışma sırasında Seyit Ali’nin görevli olduğu topun vinci arızalandı. Bunun üzerine Seyit Ali 275 kg ağırlığındaki top mermilerini sırtlayarak[1] top kundağına yerleştirdi. Seyit Ali, üçüncü atışında İngiliz gemisi Ocean’a isabet sağladı. Atılan mermi geminin bacasından içeri girerek [kaynak belirtilmeli] gemiye büyük hasarlar verdi, bu nedenle mürettebat gemiyi terk etmek zorunda kaldı. Bu yüzden komutan ona onbaşılık görevini verdi. Çanakkale savaşından bir gün sonra Seyit Ali Onbaşı’ndan top mermisi sırtında fotoğrafı çekilmesi istendi. Seyit Ali Onbaşı ne kadar zorlansa da top mermisini kaldıramadı. Sonra Seyit Ali Onbaşı yine savaş çıksın yine kaldırırım dedi. Bundan sonra ancak fotoğrafı tahta bir mermiyle çekilebildi.
Savaşın sona ermesi ile 1918‘de köyüne dönen Seyit Ali, ormancılık ve kömürcülük işlerine devam etti. 1934 yılında çıkartılan Soyadı Kanunu ile Çabuk soyadını aldı. 1939 yılında verem hastalığı yüzünden hayatını kaybetti.

İşte böyle atalarımız evlatlarımız varken bu memleket nereden nereye gelmiş, şimdi ise üç beş çapulcunun elinde oyuncak olmakta. İç ve dış düşmanlarca diş bilenmekte dört bir taraftan…

Hazır yeri gelmişken şu referanduma biraz yorum yapaılm.

Aaylardır beklenen bu tarihi gün “evetle” sonuçlandı, yani onlara göre “evetler kazandı” , ne yazık ki toplumsal uzlaşıyla sağlanması gereken anaysa değişikliği “evetçilerin ve hayrıcıların” siyasi savaşına dönüştü. Liderler arsızlaştı, kılıçlar  çekildi, baskılarla, dayatmalarla, ali cengiz oyunlarıyla, tehditlerle, küfürlerlerle, korkularla, kavgalarla, siyasi ihtiraslarla “anayasamız” gayet demokrat yollarla!! değişmiştirrrr, vatana millete hayırlısı olsun efenim.

Tabii bu “demokrasi havarilerinin getirdiği şanlı anayasmız nezdimizde ne kadar kabul. Bir ülkenin yarısısnın istemediği değişikliği ne kadar kabul etmek gerekir. Aslında şaşırmamak lazım “ben yaptım oldu” zihniyetin arkasından gelen akım “biz istedik oldu” demesi gayet normaldir, bu düşünceler ne kadar bağımısız ve demokartiktir bizden önce kendilerinin sorgulaması lazım.

Sandık başında son yapılan ankete bakınca düşüncelerim de ne kadar haklı olduğumu anladım. “KONAR ARAŞTIRMA ŞİRKETİ” referandum günü sandık başında anket yapmış. Buna göre;

“evet” oyları ilk ve orta tahsilli seçmenler den,
“hayır” oyları ise yüksek öğrenim görmüş, üniversite bitirmiş seçmenler den gelmiş.

Elbet görüş ve fikirlerin sınıfı olmaz, eğitim birazda insanın kendini geliştirmesiyle kaliteleşir yoğunlaşır. Bu yüzden eğitim seviyesi yükseldikçe “hayır” oylarının artması, ileriye dönük açık görüşün belirtisidir.
Yani ben üniversite bitirmedim ama makarnaya, kömüre oyumu satmam. Rüşvetle gelen siyasetçinin yapabilecekleri bu doğrultuda vahimdir. Neyse Allah bizi “cehaletin şerrinden” korusun…

Aaaa pardon, bak nasıl unuttum, bu arada “evetçilere” müjde, yeni anayasnız yoldaymış, “başkanlık” yani “padşahlık” geliyor, hadi gözünüz aydın, tek elden tek kalemden, yönetilmek, “eyaletler” adı altında bölünmek yolda, gözünüz aydın olsun efenim…Bana sakın, “başkanlığın” en yaygın demokratik yönetim olduğu savsatasından bahsetmeyin, ve sakkkın bana ABD ve diğer avrupa ülkelerinden örnek vermeyin, onlar gibi başkanlık için bizim kırk fırın değil yüzkırk fırın ekmek yememiz lazım. Adamlar tabanını doldurmadan, demokrasiyi iyice yerleştirmeden bu işe kalkışmamaışlar. Siyasi hırs uğruna vatanını halkını parçalara ayırmadan, bu işi sadece “halka hizmet” olarak yapmışlar. Bunun içinde önce “halkını” eğitmişler. Birde bize bakın. “sırtından sopayı, karnından sıpayı” eksik etmeyecen diyen şefkatli (!) erkeklerimizin, “kocamdır, döver de sever de” diyen şiddet arsızı kadıncıklarımızın, yolda tükürmeyi, masa altında sümkürmeyi, turistlere tecavüzü, 4 karı almanın şevkini, şanından sayan “insanlık abidesi” yurttaşların zihinlerini fikirlerini değiştirmeden demokrasi gelmez, olmayan gelmeyen demokrasiyle “başkanlık” olmaz, haaa olur da tıpkı Libya, Nijerya, Irak gibi olur, zaten amaç ta bu değilmi?…haydi hayırlısı olsun cümleten “müstakbel padişahınız”

>İsyanım var bugün…

20 Haziran 2010

>

Bu işi anlayamıyorum ve anlamak ta istemiyorum. Nasıl terör dedinlen bu illet yakamızdan düşmez yıllardır. Acımızı dile getirmek paylaşmak kınamak yetiyormu, yetmediğini yıllardır görüyoruz. Kardeşim artık somut kesin çözümler istiyoruz. pkk denilen terörü kimlerin beslediğini bebeler bile biliyor  artık, niye hala besleyenlere kul köle oluyorsunuz. pkk yı beslemek demek “düşümanımın düşmanı benim dostum” demek yani, herifçioğullarının amacı zaten Türkiyei yerle yektan edip bölmek yok etmek, dünyaya karşı da kendilerini masum göstermek için, bu işe sıvanan başka organizsayonda maşa rolünü oynamak. Yani bunları anlamak için illa siyaset bilimci olmak gerekmiyor. Benim aklım hafsalam almıyor, dünyanın güçlü ordulardan birine sahibiz, istihbaratımız desen dünya standartalrında, askerimiz erimiz subayımız eğitimli, Vatan sevgisiyile şevk dolu…eee ne bekleniyor kim bekleniyor niye bekleniyor, un var yağ var şeker var ama helvayı yapacak bir babayiğit yok. Asıp kesmeye gelince kimse mangalda kül bırakmıyor, “meydanlarda nara” atmak şakşakçıları galeyana getirmekten başka bir işe yaramaz. Ne muhalefeti ne hükümeti ne TSK sında çözüm var. Neden çatışmalara 3 aylık eli yeni silah tutan asker gönderiliyor. Neden ayrı bir tim ayrı bir ordu oluşturulmuyor, neden istihbarat dağdakinden daha zayıf, nasıl nerden biliyorlar hangi yoldan nasıl geçileceğini. Neden dağın başında karakol var ve  o karakola vasıfsız erler korucular bırakılıyor. Nasıl oluyorda 250 cani, gecenin bir yarısı, bir bölüğün burnunun dibinie kadar gelebiliyor, nasıl oluyor da kimse bunun görmüyor farkında olunmuyor, milyarlarca liralık tezhisata sahibiz, her türlü donanım var ordumuzda, yada eksik gedik neyse niye alınmıyor niye yapılmıyor, ” e onlar kalleşçe” yapıyor, madem öyle onun dilinden konuşcan, ama yok sen kalk pkk barındıran “barzani” denilen şahısı misafir diye bu vatana sok…tühhh yazıklar olsun hepinize…yazıklar olsun size verilen oylara, yazıklar olsun bu Ulusu bu duruma getiren herkese…Sizlere haklarımızı helal etmiyoruz bunlarda biline…
Çocuk ana kuzusu, 20 yıl, barış kardeşlik diye el bebek gül bebek büyütülüyor, yemeden yediliryor, giymeden giydriliyor, açlık yokluk çekiliyor evlatları büyütmek için, sonra gözü dönmüş toprak avcılarına kurban ediliyor. Ben bunlara cevap istiyorum, ben bunlara çözüm isityorum. Oğlum 15 gün sonra 18 den gün alacak, üniversiteyi okumazsa askerliğine sayılı gün, bir asker adayı annesi olarak bunlara cevap bekliyorum. Daha şimdiden uykularım kaçıyor, ya asker anaları ne yapsın. Allah onların ve bizlerin cümlemizin evlatlarını korusun, yapabileceğimiz manen Rabbimize dua etmek. 
Bir vatandaş olarak dua etmekten başka yapabilecepim bişey varsa buyrun söyleyin sayın “devlet büyükleri” evet sizlere öfkeliyim kızgınım, daha anasına doymamış yiğitlerin toprağa girmesine tahammül edemiyorum, daha evladına doymamış anaların “evlat acısıyla” yanıp tutuşmalarına tahamüll edemiyorum. Sonrada çıkıp “bu uğurda “bedel ödemeye devam edicez” seslerini duymaya hazmedemiyorum. Hani aciz güçsüz bir ulus olupta, savaş halinde toprağına vatanına şehit düşülen evlatlarımızda belki bir tesellim olur, en azından düşmanımıza topraklarımzı korudu diye, ama kendi toprağımızda “TÜRKYE CUMHURİYETİ” kimlikleri altında iç düşmalnlarca katledilmesini hazmedemiyorum. Dikkat ediniz “savaş” demiyorum, katledilmek, çünkü “savaşın” bile bir adabı milletler arası bir hukuğu bir raconu vardır. Buradan pkk sesleniyorum, arkadan kalleşce pusu kurarak idol olunmaz, savaşıcaksan bir uğurda mert olucaksın. Önce akıllarda yeniceksin karşındakini aynı topraklarda yaşıyorsan. Evlatları büyütüp, bir kaç gözü dönmüşün” kalleşçe ve hain” saldırılarından sonra “vatan sağolsun” diyerek teselli edilmeyi artık hazmedemiyorum. Bu vatan elbet sağolacak, ama diplomatik yanlışlarla, bireysel hırslarla, peşkeş çekilen zihniyetlerle bu “Vatan sağol”maz ancak böyle bölüne bölüne parçalanır.
Bu arada tüm babalarımızın babalar gününü kutluyorum. Ne yazık ki hüzün, neşeden baskın olunca, böyle güzel günlere gölge düşüyor.

>Deniz Baykal ve sonrası…

11 Mayıs 2010

>

CHP lideri Baykal’ın malum görüntüleri ortaya servis edildiğinden beri dünkü istifasını bekliyordum. Siyaseti ni yada politikasını tartışmıycam, sol görüşlü olsamda hatta sol görüşlü parti mensubu olsam da, izlediği yollardan pek memnun olduğumu söylemeyem. Ancak son zamanlar daki çıkışından umutluydum. Kılıçdaroğlunu bekleyen parti başkanlığını az da olsa askıya alır gibiydi.Sadece kürsüde bağırıp çağırmakla muhalefet yapılmayacağını sonunda anlamıştı. Ancak bu son gelişme hepimizi üzdü, evet insanoğlu bu, beşerde şaşarda, eğer doğruysa ki yalanlama gelmedi, özel hayatlara bu mevkide ki kişilerin biraz daha dikkat etmesi ve model olduklarını unutmamaları gerekirdi.
 Ama burda Baykalın kiminle ne yaptığından ziyade, yaptığının “ne amaçla” ortaya çıkarılmasıdır, Burada ki kumpasıın herkes farkında sanırım, yine aynı zamanlama yine aynı medya takımından servis ve yine aynı odaklar.
Anayasa değişkliği paketini Baykal tam da Anayasa mahkemesine iptali için başvuracak ken, tamda il il dolaşıp lobi yapacak ken. İnsanların zayıf noktalarından vurup bunu her ne pahasına olursa olsun hayasızca bir şeklde çıkarları uğruna kullanmak hangi siyasi görüşe sığar anlayamaıyorum, ama bu hükümetle böyle bir devri yaşamaya şaşırmamak hatta alışmak gerekiyor ama kabullenmek asla!…
Askerden sonra sıra sıra muhalefete…sıralama güzel, oyun cuk oturuyor. Ama sahneden kimin ineceğini korkusunu şimiden taşıyarak böyle sıçramalara yapmak kendi bindiğin dalı kesmek gibidir. Halbuki, CHP mağduriyet durumundan ve başkanlığıa Kılıçdaroğlunu geçirmesinden sonra ve özellikle Pensilvanya desteğinden sonra tavan yapıcaktır. Bu “süper akıllılar” için dahada büyük tehlikedir. Neyse “KESER DÖNER SAP DÖNER, GÜN GELİR HESAP DÖNER”